KRAL ÇIPLAK
Günlerden bir gün, uzak bir ülkede, giyimine kuşamına oldukça düşkün, kendini beğenmiş bir kral varmış. Kendini dev aynasında göre bu kral, kendi zekasını çok beğenir, diğer insanları önemsemezmiş.
Yine bir gün, başka bir ülkenin kralı kendisini ziyaret etmek istediğini söylemiş. Kralın geleceğini haber alan bizim kralın aklına gelen ilk şey; “Acaba hangi giysileri giysem” olmuş.
Derhal tellalı çağırmış;
“Bütün terzilere haber gönderin” demiş. Öyle bir giysi istiyorum ki, dünyada bir eşi, benzeri olmasın. Bana eşsiz bir elbise dikecek terziyi ihya edeceğim. Kıymetli misafirlerimi karşılarken o giysileri giyeceğim.”
Bir müddet sonra, haber her tarafa ulaşmış. En iyi terziler, kralın huzuruna gelmişler, yapabilecekleri tüm modelleri tek tek anlatmışlar. Fakat kral anlatılanlardan hiçbirini beğenmiyor;
”Daha iyisi, daha güzel olmalı!” diye hepsine bağırıp, çağırıyormuş.
Duruma hakim olan bilge bir terzi kraldan söz istemiş.
Sevgili kralım, ben size çok özel bir elbise dikeceğim demiş. Kral nasıl olacak diye sormuş.
Bilge terzi her defasında “sizin için çok özel bir elbise dikeceğim” demiş.
“Öyle bir elbise dikeceğim ki eşsiz olacak! Ne sizden önce, ne de sonra kimse bu elbiseyi giyemeyecek.” demiş.
Kral sevinçle terziye gülümseyerek tamam demiş. Bu işi sana veriyorum!
Bilge terzi:
”Fakat bir şartım var” demiş. ”Elbisenin dikimi bitene kadar hiç kimse işime karışmayacak, odama girmeyecek.” demiş.
Kral aradığını bulmanın sevinciyle, bu teklifi kabul etmiş. Hemen bir kaç kese altın verip;
”Haydi o zaman derhal dikmeye başla!” diye emretmiş.
Bilge terzi hemen başlamış çalışmaya. Odasına çekilip, her gün kraldan iki kese altın geliyormuş kendisine. Aradan günler, haftalar geçtikçe kralın merakı artmaya başlamış. Nihayet bilge terzinin hangi kumaşı diktiğini görmek için odaya girmiş. Bilge terzi, dikiş tezgahının üstünde harıl harıl çalışıyormuş. Kral sessizce bir süre terziyi izlemiş, bir şey göremeyince;
”Demek günlerdir boş oturuyorsun ha!”diye esip, kükremeye başlamış.” Günlerdir seni besliyorum, her gün kese kese altınlar gönderiyorum bunun için mi demiş?
Bilge terzi sakin ve kendinden emin bir şekilde;
“Sevgili kralım, bu kumaş çok özel bir kumaş. Bunu sadece akıllı insanlar görebilir.” demiş. Bakın ne kadar da güzel oluyor, öyle değil mi?”
Kral, aptal durumuna düşmemek için;
”Evet, çok güzel. Demek zorunda kalmış ve hızlıca çıkmış odadan.
Çok geçmeden bu söylenti şehrin her tarafına yayılmış. Kralın yeni elbisesi için herkes; ”Sadece bu elbiseyi akıllılar görebilir!” diyormuş. Nihayet insanlar meraktan çatlamadan merasim günü gelmiş, çatmış. Halk alana toplanmış, meraklı gözlerle kralı beliyormuş.
Terzi kralı giyim odasına almış, eski elbiselerini indirerek ona gerçekten varmış gibi üzerine diktiği elbiseleri giydirmiş. Sonrada kralın karşısına geçip;
”Muhteşem oldunuz sevgili kralım, gerçekten çok şıksınız” demiş.
Kral, bilge terzinin bu iltifatları karşısında, aynadaki çıplak bedenine hiç aldırmadan;
”Teşekkürler, çok güzel olmuş, çok beğendim.” demiş.
Kral yeni elbiseleri ile gelmiş merasim alanına. Toplanan halk kralı çıplak görünce çok şaşırmışlar ama kimse cesaret edip de krala çıplak olduğunu söyleyememiş. Birden kalabalığın içinden genç bir çocuk haykırmış;
“Kral çıplak!”
Bunu duyan halk gülmeye başlamış. Nihayet kral, geç olsa da gerçeği anlamış.
***
Bu öykü, başka bir şekilde de şöyle anlatılır:
Bir zamanlar gösterişi çok seven bir kral varmış.
Yeni elbiselere öylesine düşkünmüş ki devlet işleriyle değil, ne giyeceğiyle ilgilenirmiş. Sarayındaki herkes de onu memnun etmek için sürekli övgüler dizer, kimse gerçeği söylemeye cesaret edemezmiş.
Bir gün ülkeye iki dolandırıcı gelmiş. Kendilerini çok usta dokumacılar olarak tanıtmışlar. Krala şöyle demişler:
"Biz öyle bir kumaş dokuruz ki, bu kumaşı aptallar ve görevine layık olmayanlar göremez."
Kral bunu duyunca çok etkilenmiş;
“Harika!” demiş kendi kendine.
“Böylece hem dünyanın en güzel elbisesine sahip olurum hem de kimlerin aptal olduğunu anlarım.”
Hemen adamlara altınlar, ipekler, en değerli iplikler verilmiş. Dolandırıcılar da tezgâh başına geçmiş gibi yapmışlar. Ama ortada ne kumaş varmış ne iplik.
Saray görevlileri sırayla gidip çalışmaları kontrol etmiş. Hiçbir şey görememişler. Ama içlerinden hiçbiri; "Ortada bir şey yok" diyememiş. Çünkü “Ya aptal sanılırsam?” diye korkmuşlar.
Bunun yerine,
"Ne kadar zarif desenler! Muhteşem renkler!" demeye başlamışlar.
Sonunda kralın kendisi gitmiş.
O da hiçbir şey görememiş.
Ama o da korkmuş:
“Demek ki ben aptalım…” diye düşünmüş.
Yüzüne sahte bir hayranlık yerleştirip,
"Olağanüstü!" demiş.
Dolandırıcılar, günler sonra görünmez elbiseyi krala “giydirmişler.”
Kral aynanın karşısında çıplak durduğu halde herkes;
"Ne kadar asil!"
"Ne kadar şık!" diye alkışlıyormuş.
Derken büyük bir geçit töreni düzenlenmiş. Kral halkın önünde yürümeye başlamış.
Kimse gerçeği söyleyemiyormuş. Çünkü herkes birbirinden çekiniyormuş. Tam o sırada kalabalığın içindeki küçük bir çocuk yüksek sesle bağırmış:
"Ama kral çıplak!"
Bir anda sessizlik olmuş. Sonra fısıltılar yayılmış: "Gerçekten de çıplak… Çocuk doğru söylüyor…"
Kral gerçeği anlamış. Ama yürümeye devam etmiş.
Saray görevlileri de görünmez elbisenin kuyruğunu taşıyormuş gibi yapmayı sürdürmüşler.
Masal burada biter.
Ama asıl mesele şudur:
Bazen insanlar gerçeği gördükleri halde söylemeye cesaret edemezler. Çünkü korku, çıkar ya da kalabalığa uyma isteği hakikatin önüne geçer. Gerçeği çoğu zaman en saf olanlar, yani çıkar hesabı yapmayanlar söyler.
